2 Şubat 2026, Pazartesi
09:26

MAKAM SARHOŞLUĞU

MAKAM SARHOŞLUĞU

Yazar : HÜSEYİN KARAHAN

.MAKAM SARHOŞLUĞU

“İlim kendini bilmektir” derler.

Makam ise insanın kendini ne kadar bildiğinin en açık şekilde ortaya çıktığı yerdir.

Bir insan bir makama geldiğinde aslında yükselmez; olduğu hâli görünür olur. Eğer yeterlilik yoksa, o makam bir sorumluluk alanı olmaktan çıkar, bir güç gösterisine dönüşür. Yetersiz bir yönetici, kendini ispatlamak için çevresindekilere baskı uygular. Mobbing yapar, emek verenleri görmezden gelir, başarıyı sahiplenir, hatayı başkasına yükler.

Sürekli ön planda olmak ister. Alkışlanma arzusu, sevilme ihtiyacı ve “her şeyi ben bilirim” duygusu, onu sahte bir tatminin içine sürükler. Kıskançlıkla iş yapanı engeller, insanları işten soğutur. Kendi iç öfkesini çevresine kusar. Karşısındakini yıkmayı haklı görür.

Oysa iyi bir yönetici, duruşuyla konuşur.

Öncelikle dinlemeyi bilir.

Anlamadan hüküm vermez.

Kendi geçmişinin yükünü başkalarının sırtına yüklemez.

Kuyruğuna basıldığında acısını çevresinden çıkarmaz.

Bir yönetici, kendi ruhsal karmaşasını başkalarının ruhu üzerinden tamir etmeye kalkmamalıdır. Cesaretli, olgun ve bilgili olmalıdır. Aksi hâlde makamı bir sığınak, astlarını da bir hedef hâline getirir.

Bizim oralarda bir söz vardır:

“Kedi her zaman ciğer yemez.”

Çekirge bir zıplar, iki zıplar; nereye zıpladığı bir gün mutlaka ortaya çıkar.

Makamı ruhsal tatmin aracı olarak kullanıp başkalarının ruh dünyasıyla oynayanların yaşadığı şeyin adı nettir:

Makam sarhoşluğu.

Bencillik ve Sonradan Görmelik

Bencillik bazı insanlarda ruhsal yapıdan kaynaklanır ama törpülenebilir bir özelliktir. Bu, kişinin kendini geliştirmesiyle ilgilidir. Büyüklerimizin dediği gibi:

“Sonradan görme, gavurdan dönme gibidir.”

Sevgiden, ilgiden ya da imkândan yoksun büyüyen bir insan, bu eksikliği sonradan giderdiğinde çoğu zaman bunun sarhoşluğunu yaşar. Bir anda geçmişinden kopmuş, başka bir dünyanın insanı gibi davranmaya başlar. Bu da genellikle başkalarına yukarıdan bakma şeklinde ortaya çıkar.

Ekonomideki “doyum noktası” kavramı insan ruhu için de geçerlidir. Başlangıçta bir açlık vardır; yükseldikçe doyuma yaklaşılır. Zirvede ise ya denge sağlanır ya da düşüş başlar.

Bencillik, kişinin bu noktada egosunu kontrol edememesiyle başlar.

Açgözlü insanın karnı doymaz.

“En iyisi benim” diyerek başkalarını küçümsemek, aslında derin bir yoksunluğun göstergesidir.

Ego, Vicdan ve Çürüme

Aşırı egolu insanlarda çoğu zaman vicdan ve merhamet zayıflar. Sevme ve sevilme duygusundan uzaklaşan kişi, insan olmanın anlamını da yitirir. Hem kendini hem çevresindekileri tüketir.

İnsan topraktan gelir ve toprağa döner. Bunu unutan, kendini olduğundan büyük görür. Bazılarında kişilik açlığı vardır; bazıları ise kendisine verilen değeri egosunu beslemek için kullanır.

Böyle durumlarda yapılması gereken bellidir:

Değer musluğunu kısmak.

Gerekirse tamamen kapatmak.

Dostoyevski’nin Köpeği

Dostoyevski, hapishanede mahkûmların her gün tekmelediği bir köpeği gözlemler. Köpek kaçmaz, ses çıkarmaz. Bir gün Dostoyevski köpeğin başını okşar. Köpek şaşkınlıkla bakar, havlar ve kaçar. O günden sonra Dostoyevski’yi gördüğü her yerde ondan uzak durur.

Bu hikâye, sevgisizliğin ne kadar yıkıcı olduğunu anlatır. Sürekli kötü muamele gören bir varlık, sevgiyle karşılaştığında ne yapacağını bilemez.

İnsan da böyledir.

Dostoyevski’nin dediği gibi, zulüm alışkanlığa dönüşürse hem bireyi hem toplumu çürütür. Güç, kontrolsüz kaldığında bulaşıcıdır.

Ahlaksızlık, vicdansızlık ve görgüsüzlük; bireyin olduğu kadar toplumun da çürümesinin göstergesidir. Bu tür yapılar kültür üretmez, sadece tüketir.

En başta söylediğimiz yere dönelim:

İlim kendini bilmektir.

Kendini bilen insan, başkalarını ezmez.

Her köpek susmaz.

Bazıları havlar, ortalığı ayağa kaldırır.

Bazıları bir araya gelir, çakalları ve kurtları kovar.

Ve bazen, içlerinden biri çıkar; gerekeni yapar.

Şimdi bir kez daha düşünelim:

Makam bizi mi yüceltiyor, yoksa bizi mi ele veriyor?

Hüseyin Karahan