25 Haziran 2026, Perşembe
18:46

Yavuz Ağıralioğlu: Devletimizi haleldar edecek en ufak bir lekeye tebessüm etmedik!..

Yavuz Ağıralioğlu: Devletimizi haleldar edecek en ufak bir lekeye tebessüm etmedik!..

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, “Biz Anahtar Parti’yiz; bir kere daha üstüne basa basa söylüyorum: Biz Cumhuriyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir partiyiz. Koordinatlarımız bu. Dışarıdan iktidar dilenmedik, dileneni meşru görmedik. Hiçbir hevesin içerisinde, ay yıldızlı al bayrağa gölge olacak, devletimizi haleldar edecek en ufak bir lekeye tebessüm etmedik; tebessüm edenleri sevmedik. Bundan sonra da böyle bileceğiz. Kendime ‘Türkmen’im’ dediğim gibi ‘Kürt’üm’ diyorum. Bundan sonra kalan ömrümü Kürt olarak geçirmeye, Kürt’üm demeye ve yaşamaya evet; ahirette dirilirsem bir Kürt olarak dirilmeye evet, bir PKK’lı olarak mezara girmeye hayır kardeşim! Kürt’e dilediğim her şeyi kendime, evlatlarıma diliyorum; kendi evlatlarım için dilediğim her şeyi Kürtlere de diliyorum. Bazı gazeteci arkadaşlara söylüyorum: Eleştirebilirsiniz söylediklerimizi, programlarımızı; ama bizim üstümüze devlet ve millet düşmanlığının gölgesini düşüremezsiniz kardeşim! Yok FETÖ’ydü, yok PKK’ydı, bize imasında bile bulunamazsınız! Hiç yolumuzu kesiştirmedik, hiç omuzlarımız birbirine değmedi, hiç beraber yürümedik” diye konuştu.

 ANKARA - BHA 
 
NATO Zirvesi’ne akredite edilmeyen gazetecilerle ilgili yaptığı değerlendirmede ise “Burası demokratik bir ülkedir görüntüsü vermek; yol güzergâhını makyajlamaktan bence çok daha itibarlı bir hevestir, çok daha itibarlı bir teşebbüstür. Siz sadece sizin dediklerinizi diyen insanların akredite olduğu bir Türkiye hayalini mi kurdunuz?” diye eleştirdi.
 
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında “Hükûmetin ‘Yenikapı ruhu’ diye şimdilerde diline doladığı bir şey var. Terörsüz Türkiye’yi Yenikapı ruhuyla birleştirecekmiş. Şöyle tarif ediyor Sayın Cumhurbaşkanı; ‘Yenikapı ruhu, terörsüz Türkiye ruhunun teminatı olmalıdır.’ Ben bizim hükûmetin ruh çağırma seanslarından illallah ettim. Bu bizimkilerin her ‘ruh’ dediklerinde bizim hissemize düşen kaygı hep aynı yere getiriyor bizi. ‘Hazreti Ebubekir’in ruhu’ derler tasarruf diye, peşinden israf gelir. ‘Hazreti Ali Efendimiz’in ilminin, hikmetinin ruhu’ derler, peşinden nobranlık gelir, cehaletin kurumsallaşması gelir. ‘Hazreti Ömer’in ruhu’ derler adalet diye; yahu adaletin böyle itibar kaybettiği, insanların adaletten endişeli hale geldiği bir süreç başımıza gelir” dedi.
 
Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, basın toplantısında özetle şunları söyledi:

NATO’nun kölesi değil ortağıyız!

“Biz NATO’nun güney kanadını bekliyoruz uzunca zamandır. NATO’nun kölesi değiliz, NATO’nun ortağıyız. NATO’nun kuvvetli bir partneriyiz, kuvvetli bir müttefikiyiz. Güney kanadındaki ikinci büyük orduyu besleyen, vazifelerini bihakkın yerine getireniyiz. Buna rağmen zaman zaman NATO’nun müttefiklerinden, Amerika’nın büyük ortak olarak kuvvetli tarafı temsil ettiği o zeminde, ihlal ettiği hukukunu NATO üzerinden hatırlattık. PKK’ya silah verilirken hatırlattık; 15 Temmuz darbesiyle ilgili yargılamalar sürecinde hatırlattık. Parasını ödediğimiz halde bize verilmeyen hem teknoloji transferi de içinde olan hem de üretim bandında bulunduğumuz, belli parçalarını bizim üreteceğimiz F-35 programından çıkarılmamızla ilgili itirazlarımız oldu. Türkiye’nin endişelerini duymazdan geliyorsunuz diye hatırlattık. Ege’deki hareketliliği önemsediğimizi, bu hareketlilikte NATO’nun durması gerektiği yeri hatırlattık. Kıta sahanlığı meselesinde, Yunanistan’a açılan üslerde, Lozan’ın aleyhine birtakım tertiplerde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin NATO hukukunu hatırlatarak bunun ikazlarını devamlı gündemimizde tutabildik.

NATO zirvesi’ni hukuku duyurabilme imkânına dönüştürün

Birincisi şu, hükûmetimize tavsiyemiz; ev sahipliği yaptığınız NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin menfaatlerini, Türkiye’nin hukukunu, Türkiye’nin endişelerini uluslararası platformda duyurabilme imkânına dönüştürün bunu. Yani kıta sahanlığı meselesinde ihlal var, duyurun. Adalar’da silahlanma var, duyurun. Yunanistan’da Lozan’ın aleyhine Amerikan üslenmesi var, silah yığınağı var; duyurun. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin şımarıklığı var, duyurun. Mavi Vatan ve Karadeniz’deki rezervlerimizle ilgili ihlaller var, egemenlik alanımıza ihlaller var; duyurun. Türkiye, müttefikliğinden doğan bütün sorumluluklarını yerine getiren, karşılıklı olarak da müttefiklerinden aynı saygıyı bekleyen bir ülkedir. Müttefiklerimizden, bize verdikleri sözler yahut bağlı oldukları çerçevede NATO’nun hukukuna sadık kalmalarını beklemek Türkiye’nin en tabii hakkıdır. Teyakkuzda olmak lazımdır, endişeli olmak lazımdır.

Başımıza sarılan belaları lütfen unutmasınlar!

Türkiye, ağzına bir parmak bal çalınarak birtakım tavizler koparılacak bir ülke değildir. Tarihin bilebildiği, şahit olabildiği en kuvvetli, en kudretli devletleri kurabilmiş bir milletiz. İnsanlık ailesinin müstesna mevkilerinde durabilmiş, kalabilmiş, hâlâ insanlığı konuşabilen; insanlık için endişelerini devlet mesuliyetiyle, millet sorumluluğuyla birleştirebilen bir iradenin temsilcileriyiz. Dolayısıyla burada ev sahibiyiz. Şerefli bir milletin ev sahipliğine nezaret edeceğiz; onlar şerefli bir milletin ev sahipliğinde misafirimiz olacaklar. Gelenler, tarihin gördüğü en şerefli, tarihin gördüğü en kudretli devletin ev sahipliğine geliyorlar. Bunu unutmasın idarecilerimiz; milletlerini unutmasınlar, devletlerini unutmasınlar. Bu topraklarda kalmak için bize ne bedeller ödetildiğini ne bedeller ödetilmek için başımıza ne belalar sarıldığını lütfen unutmasınlar. Bu hassasiyetle izleyeceğiz NATO’yu.

Basını akredite etmeyerek kendi elinizi zayıflatıyorsunuz?

NATO Zirvesi’nde bazı gazetecilerin ve bazı kurumların akreditasyonları onaylanmadı. Anka Haber Ajansı, Cumhuriyet Gazetesi, Medyascope, Sözcü TV, Halk TV ve bunları kapsayan birçok bağımsız gazeteciye akreditasyon izni verilmedi; bu şaşkınlık verici. Bir taraftan dış imajımızla ilgili misafirlerimizin geçeceği güzergâhlar göz estetiğine uygun hale getiriliyor, makyajlanıyor; diğer taraftan ülkenizin demokratik görünümünü böyle kararlarla hasarlı hale getiriyorsunuz; bunu yapmamak lazımdır bence. Bunlar da sizin memleketinizin basın yayın kuruluşları; sizinle aynı şeyi söylemek zorunda değiller. Ama ‘Ülkenizde demokrasi var, özgürlük var, basının hürriyeti var’ dedirtmek varken, kendi elinizi niçin zayıflatıyorsunuz? Yahut bunun tersine niçin heves ediyorsunuz? Yani ‘Türkiye’de basın hürriyeti birtakım siyasi baskılar altındadır’ eleştirisine konu olacak bir şeyi niçin yapıyorsunuz mesela, ne gerek var böyle bir şeye? ‘Burası demokratik bir ülkedir’ görüntüsü vermek; yol güzergâhını makyajlamaktan bence çok daha itibarlı bir hevestir, çok daha itibarlı bir teşebbüstür. Bunu gereksiz ve şaşırtıcı buluyorum. Siz sadece sizin dediklerinizi diyen insanların akredite olduğu bir Türkiye hayalini mi kurdunuz? Yani böyle bir demokrasi hayaliniz mi vardı? ‘Bizim dediklerimizi diyebilirsiniz, bizim söylediklerimizi söyleyebilirsiniz, bizim istediğimiz gibi söyleyebilirsiniz, ancak o zaman gelebilirsiniz...’ Böyle bir ülke hayali demokratik bir ülke hayali sayılabilir mi? Denilemez. Yani bu yaklaşım AK Parti’ye de yaramaz…

Hükûmetin ruh çağırma seanslarından illallah ettim!

Hükûmetin ‘Yenikapı ruhu’ diye şimdilerde yine diline doladığı bir şey var. Terörsüz Türkiye’yi Yenikapı ruhuyla birleştirecekmiş. Şöyle tarif ediyor Sayın Cumhurbaşkanı; ‘Yenikapı ruhu, terörsüz Türkiye ruhunun teminatı olmalıdır.’ Ben bizim hükûmetin ruh çağırma seanslarından illallah ettim. Bu bizimkilerin her ‘ruh’ dediklerinde bizim hissemize düşen kaygı hep aynı yere getiriyor bizi. ‘Hazreti Ebubekir’in ruhu’ derler tasarruf diye, peşinden israf gelir. ‘Hazreti Ali Efendimiz’in ilminin, hikmetinin ruhu’ derler, peşinden nobranlık gelir, cehaletin kurumsallaşması gelir. ‘Hazreti Ömer’in ruhu’ derler adalet diye; yahu adaletin böyle itibar kaybettiği, insanların adaletten endişeli hale geldiği bir süreç başımıza gelir. Ben bunların her ‘ruh’ dediğinde ‘Aman Allah’ım, sağlam durmamız lazım’ diyen taraf haline geldim. Şimdi bu ruh çağırma seanslarından vazgeçin de ruhunuza, hakikatinize tabi olun. Yani memlekette devlet yönetme ruhu varsa, devlet yönetme ruhu adına bir şey diyorsanız bu ciddiyete nezaret edin. Milli beraberlik ruhu diyorsanız ona nezaret edin; yani sözünüzün hakikatine ram olun.

Cumhuriyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir partiyiz!

Şimdi de diyorsunuz ki ‘Yenikapı ruhu’. Kimle? Öcalan’la. Kimle? PKK ile. Yahu sizin bu ruhunuzun gittiği yerlerde mi problem var, çağırdığınız ruhlarda mı problem var? Bir bakar mısınız kendinize yahu? Biz Anahtar Parti’yiz; bir kere daha üstüne basa basa söylüyorum: Biz Cumhuriyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir partiyiz. Koordinatlarımız bu. Dışarıdan iktidar dilenmedik, dileneni meşru görmedik. Hiçbir hevesin içerisinde, ay yıldızlı al bayrağa gölge olacak, devletimizi haleldar edecek en ufak bir lekeye tebessüm etmedik; tebessüm edenleri sevmedik. Bundan sonra da böyle bileceğiz. Bir devlet hizmetine, bir milletin önümüzdeki dönem hizmetine talip hassasiyetin merkezi haline getiriyoruz partimizi.

Kimi kandırıldım demiştir ben milim oynamadım!..

Üzerinde durduğum hatta bu dediğimi lekeleyecek bir milim oynamadım ben. Kimi ‘yurda dön’ çağrılarına konu olmuştur; kimi memleketi beraber yönetmiştir, ‘kandırıldık’ demiştir. Kimi ‘Biz nereden bilelim, Türkçe Olimpiyatları’na heves ettik’ demiştir; kimi ‘Çözüm için muhatap olduk’ demiştir. Kimi ‘Biz ne bilelim bunların böyle cani olduklarını, terörist olduklarını; biz bunlara terörsüz Türkiye için alan açmıştık, kullanamadılar’ demiştir. Aldandık, aldatıldık, bildik, bilemedik; ‘Efendim o zaman böyleydi, biz bunun böyle olmasını nasıl fark edecektik?’ Herkesin bir mazereti var, benim hiç yok efendim. 17-25 Aralık’ta da yok, daha evvelinde de yok, 28 Şubat’ta da yok. Benim yok. Yani durduğumuz yer, Türk milleti adına hassasiyet gösterdiğimiz yer hep buraydı. Milletin evlatları gitti geldi; efendim siyasetçiler ululadı, sevdiler, övdüler, yanında durdular, yürüdüler, sonra fark ettiler, döndüler. Biz hep aynı yerde durduk, bir milim ben oynamadım.

Yücel Bulut’a videoyu gönderdim montajlanmış dedi

MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut’un konuşmalarını sosyal medya üzerinden parça parça kesip birleştirmişler, bir şey tedavüle girdi. Çok ciddiye almadım ama çok yayıldı, heves ettiler. Anahtar Parti’nin ahlaki üstünlüğünü gölgelemek için onu böyle sanki söylenmiş de işte ‘Yavuz Ağıralioğlu da cevap vermiyor’ falan gibi mevzu etmeye başladılar. İlgili kesiti Yücel Bey’e de gönderdim, dedim ki: ‘Ben bunu yeni gördüm.’ O da dedi ki: ‘Ben de yeni gördüm, bu montajlanmış.’ Bu arada Yücel Bey’in de üstüne bir yük düşüyor, şöyle, mesela benim üzerimden, benim sözlerimden birisinin şahsiyetine gölge yapılsa, benim sözlerim üzerinden birine iftira atılsa ben mesul olarak, bir Müslüman-Türk olarak, bu memleketin evladı olarak derim ki: ‘Ben böyle bir şey demem, ben böyle bir şey demedim, bu montajdır’ derim. Bu vazifemizdir bizim yani. Gazetecilerin de hissesine düşen ‘Bu nedir?’ diye sormaktır. Yani münasebetsiz münasebetsiz değerlendirmeler yapıp, sanki onlar olmuş bitmiş gerçekmiş gibi falan konuşup yorumlarda bulunmak, Anahtar Parti’nin gece gündüz millet için çalışan evlatlarına hürmetsizliktir, ayıptır. Biz üstüne herhangi bir ima yoluyla bir leke konduracağınız insanlar değiliz. Bizim siyasi koordinatlarımızı devlet, millet düşmanlarının gölgesine teslim edemezsiniz; biz devletin, milletin hasımlarıyla bir araya getireceğiniz insanlar değiliz.
Öcalan’la yürüyüp Öcalan’dan medet umup, Kandil’e selam durup, Kandil’e selam duranları ağırlayıp uğurlayıp; terörsüz Türkiye’yi Öcalan’la konuşup, Öcalan’a statü talep edip, Öcalan’ın meclise davet edilmesi umut hakkı üzerinden konuşup; PKK’lılara birtakım yasal düzenlemeler yapıp rehabilitasyon ve entegrasyonunu konuşup; anayasayı konuşurken onların da anayasamızla ilgili, üniter yapımızı haleldar edecek birtakım münasebetsiz açıklamalarına imkân verip, onları ağırlayıp uğurlayıp tebessüm edip, kendi kardeşlerinize böyle iftira atmaya heves etmek nedir yahu? Yani Öcalan’a kahraman muamelesi yapıp; ömrü boyunca devletin, milletin hizmet hattında duran, alnına milletinin, devletinin haleldar olacağı bir leke sürmektense ölmeyi tercih edecek evlatlarınıza, Türk milletinin evlatlarına böyle ağzınıza gelen münasebetsiz laflar etmek nedir yahu? Nedir bu hevesiniz yani?

Fethullah Gülen’e de ‘mehdi’ deyin de rahatlayın!..

40 bin evladınızı katletmiş bir alçağa ‘kurucu önder’ diyorsunuz, oradan bir terörsüz Türkiye imkânından bahsediyorsunuz. Fethullah Gülen’e de ‘mehdi’ deyin de rahatlayın! Biz Anahtar Parti’yiz; nerede durduğumuzu bilin diye söylüyoruz. Terörsüz Türkiye’ye evet, teröristlerle müzakereye hayır; bir kere daha söylüyoruz. Terörsüz Türkiye’ye evet. Kürtlerle kardeşliğe, dünya ahiret beraberliğe evet; PKK’ya hayır kardeşim! Kürtlerle dünya ahiret beraberlikle vatanın, milletin, devletin hizmetini görmeye evet; PKK’ya hayır kardeşim! Öcalan’ı Kürtlerin temsilcisi sayan siyasi kabule hayır kardeşim, Öcalan’ı Kürtlere değdirmeye hayır kardeşim! Hayatımızın kalanında benim kalbim şöyle; ben kendime ‘Türkmen’im’ dediğim gibi ‘Kürt’üm’ diyorum. Bundan sonra kalan ömrümü Kürt olarak geçirmeye, Kürt’üm demeye ve yaşamaya evet; ahirette dirilirsem bir Kürt olarak dirilmeye evet, bir PKK’lı olarak mezara girmeye hayır kardeşim! Kürt’e dediğim, dilediğim her şeyi kalbimle, imanımla diliyorum. Kürt’e dilediğim her şeyi kendime, evlatlarıma diliyorum; kendi evlatlarım için dilediğim her şeyi Kürtlere de diliyorum. Ama PKK’lılara bunların bir toz tanesi menfaatini dilemiyorum. PKK’yı Kürt’e değdirmeyi devletime, milletime kötülük sayıyorum!..

Bin defa seçim kaybetsek Öcalan’a ‘kurucu önder’ demeyeceğiz

Dolayısıyla Anahtar Parti şurada duruyor, bir daha bilinsin: Terörden medet ummuyoruz! Öcalan’ın muhatap alınmasını doğru bulmuyoruz! Kırk yıldır verdiğimiz mücadelede eğer ‘Yenikapı ruhu’ diyorsanız, şehitlerin ruhunu korumak zorundasınız. Gazilerimizin ruhunu korumak zorundasınız, evlatlarımızın, yetimlerin ruhunu korumak zorundasınız; bize bu vatanı bırakıp gidenlerin ruhunu korumak zorundasınız. ‘Meclisin tartışmalı hale geleceği, vakarından ve itibarından ödün verileceği bu komisyona adam vermemek lazımdır’ dedik. İmralı’yla muhatap olmamak lazımdır. DEM’in sözcüleri konuşuyorlar; ‘Çıkacak yasaları İmralı’ya götüreceğiz, yasaları İmralı’nın onayına sunacağız’ diyorlar. İmralı, bir tek yasaların onay mercii olmamıştı, ülkeyi o hale getirdiniz. Biz bu hassasiyetlerle o sürecin dışında durduk. Meclis muhataplığını doğru bulmadık, Kandil muhataplığını doğru bulmadık, Öcalan’ın muhataplığını doğru bulmadık. Öcalan’ın Kürtlerin temsilcisi sayılmasına razı olmadık. PKK’nın Kürtler için kurulmuş bir örgütmüş gibi takdim edilmesine asla razı olmadık, olmayacağız. Bin defa seçim kaybetsek Öcalan’a ‘kurucu önder’ demeyeceğiz. Bin defa seçimden mağlup çıksak PKK’lılara tebessüm etmeyeceğiz. PKK’lıları halkının kurtarıcısı gibi gösteren, bizim evlatlarımızın katillerini kahramanlar gibi ağırlayan hiç kimseye gülmeyeceğiz. Bin defa seçim kaybedeceğiz ama haysiyetimizi kaybetmeyeceğiz. Bin defa belki seçim kaybedeceğiz ama asla devletimize halel getirmeyeceğiz. Meclisin vakarını koruyacağız, siyasetin ilkesini koruyacağız.

Adalet sarayı yapmakla adalet olmuyor…

Anahtar Parti hangi koordinatlarda duruyor, bilsinler. Yol yapmışsınız güzel; ama üstünde gidecek arabalar çok pahalı, dolduracağımız depoya gücümüz yetmiyor. Hastane yapmışsınız güzel; ama sıra alamıyoruz, üç dakikadan fazla doktora durumumuzu anlatamıyoruz. Yani yaptıklarınız güzel de bizim bunlardan istifade etme imkânımız yok. Aslında altyapı yapmışsınız güzel ama üstünde yaşayan insanların canı çıkmış; bu kötü. Adalet Bakanlığı’nın bir vizyonu var, adalet sarayları yapıyorsunuz güzel; ama adalet saraylarında milletin huzursuzluğu var, binalar güzel. Okullar yapıyorsunuz güzel; ama mezun olan çocukların canı çıkıyor; mezun olana kadar canı çıkıyor, mezun olduktan sonra yine canı çıkıyor. Yani aslında altyapısını yaptıklarınız güzel ama üstünü yaşanabilir hale getiremediğiniz için biz Anahtar Parti’yi kurduk.

Bize imasında bile bulunamazsınız kardeşim!

Bu koordinatlarda bütün gazeteci arkadaşlarımıza söylüyorum: Eleştirebilirsiniz söylediklerimizi, programlarımızı; ama bizim üstümüze devlet ve millet düşmanlığının gölgesini düşüremezsiniz kardeşim! Yok FETÖ’ydü, yok PKK’ydı, bize imasında bile bulunamazsınız kardeşim! Hiç yolumuzu kesiştirmedik, hiç omuzlarımız birbirine değmedi, hiç beraber yürümedik, hiç meşruiyet vermedik. ‘Yabancı misyonlardan meşruiyet dileniyorlar’ falan; hiç dilenmedik. Ay yıldızlı al bayrağın altında gölgelenmekten başka bir idealimiz olmadı. Devletin, milletin varlığından başka hiçbir varlığa adanmadık; Türk milletinden başka otorite tanımadık. Tanımadık, tanımayacağız! Anahtar Parti’ye, bana ve arkadaşlarıma... İrademizi ilzam edecek şekilde bizi devlet ve millet düşmanlarıyla aynı cümlede zikrederek anamazsınız, lekeleyemezsiniz.
O yüzden Yücel Bulut Bey’e hususi ricamdır; şu kadarını demeye hakkı da hukuku da şahsiyeti de vardır: ‘Bu benim Yavuz Ağıralioğlu’nu kastederek söylediğim bir şey değildir’ diyebilir. Benim üzerimden veya herhangi biri üzerinden böyle bir algı yapılmaya çalışılsaydı, ben bu vazifemi yerine getirir ve ‘Ben böyle bir şey demedim’ derdim. Dolayısıyla o bahse konu videolar montajlanmış videolardır. Farklı farklı isimlerle ilgili söylenmiş şeylerin önü arkası kesilmiş, birleştirilmiş bir montaj videosudur.

AK Parti bir aklanma merkezine dönmemelidir

Siyaset savruluyor, siyasetçinin itibarı kalmıyor. Görünen şey şudur: AK Parti bir atanma merkezine dönmemelidir! Adalet ve Kalkınma Partisi; adaletin ve kalkınmanın adresi haline gelebiliyorsa gelmeli; gelemiyorsa memlekette yönetim nöbetini, bu işi daha iyi yapabilecek olan Anahtar Parti’ye devretmelidir! Bunun mücadelesini vereceğiz, sandıkta biz bekleyeceğiz sizi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan bütün gücünü sandıktan almış biridir. Sağda solda böyle değerlendirmeler duyuyorum; ‘İşte seçim olmayacak, sandık kurulmayacak’ falan... Böyle şeyleri dile almamak lazımdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatımızın son yirmi dört senesinde iktidarda gördüğümüz, belediyesini de katarsanız otuz senedir siyasetin gündeminde olan bir isimdir ve sandıkla, millet gücüyle milletin önündedir. Dolayısıyla millet iradesiyle ve bu kadar milletin hizmetini görme iddiasıyla buralarda duran birine ‘Sandığı ortadan kaldıracak, sandıktan vazgeçecek’ falan demek son derece kaba bir değerlendirmedir.

Benzer Haberler